ABD ile İran arasındaki gerilim, son haftada yoğunlaşan diplomatik girişimlere konu oldu. Hürmüz Boğazı'nda artan askeri trafik, İran'ın nükleer programına yönelik müzakere şartları ve bölgesel proxy gerilimleri görüşmelerin ana başlıklarını oluşturuyor. Türkiye dahil bölgesel aktörlerin arabuluculuk girişimleri devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İran ile yapılacak nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran yönetimine yönelik şartlarını net biçimde açıkladı. Şartlar arasında İran'ın uranyum zenginleştirme programını tamamen durdurması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (IAEA) tam denetim erişimi sağlaması, bölgedeki proxy gruplara olan desteğin azaltılması ve İsrail'e yönelik tehdit söyleminin sonlandırılması yer aldı. Açıklama, hem ABD hem İran tarafından farklı yorumlarla karşılandı.
İran tarafından gelen tepki temkinli oldu. Tahran'da Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamada, müzakere kapısının her zaman açık olduğu kaydedilirken ABD'nin tek taraflı şartlar dayatma eğiliminin yapıcı bir diyaloga uygun olmadığı vurgulandı. İran tarafı, kendi nükleer programının barışçıl amaçlı olduğu yönündeki konumunu yineledi ve uluslararası anlaşmalardan çekilen tarafın ABD olduğunu hatırlattı.
Hürmüz Boğazı'ndaki askeri tansiyon, son iki haftada belirgin biçimde yükseldi. İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz kuvvetlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında düzenli devriyelere başladığı, ABD'nin de bölgedeki donanma varlığını güçlendirdiği uluslararası ajanslarca raporlandı. Artan askeri trafik, tanker operatörlerinin sigorta şirketlerinden aldığı 'war risk' (savaş riski) primlerinin keskin biçimde yükselmesine yol açtı; Lloyd's of London verilerine göre VLCC tankerleri için talep edilen prim, geçen ay ortalama %0,06'dan bu hafta %0,15'e çıktı.
Avrupa Birliği'nin diplomatik tutumu denge tonunda. AB Yüksek Temsilcisi, tüm taraflara itidal çağrısında bulundu ve diplomatik kanalların açık tutulmasının önemli olduğunu vurguladı. Almanya, Fransa ve İngiltere'nin oluşturduğu E3 grubu, kendi taraflarının da müzakere sürecine dahil olmasının kritik olduğunu kaydetti. E3, geçmişte 2015 Nükleer Anlaşması'nın (JCPOA) garantör ülkeleri arasındaydı; mevcut süreçte de benzer rolü üstlenmeyi tercih ediyor.
Çin'in tutumu süreçte özel bir önem taşıyor. Çin, İran ile ekonomik bağlantısı kuvvetli olan ülkelerden biri; İran petrolünün önemli bir alıcısı durumunda. Geçen hafta Pekin'de düzenlenen Trump-Şi Cinping zirvesinde Çin, İran ile yapılacak diplomatik temaslarda arabuluculuk rolünün artırılması konusunda olumlu sinyaller verdi. Çin'in Pekin'de düzenlediği Hürmüz Konferansı'na İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin katılması da bu çerçevenin bir parçası.
Türkiye'nin rolü gizli ama aktif bir tonda sürüyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, hem ABD ile hem İran ile diplomatik kanalların açık tutulduğunu, bölgesel istikrarsızlığın yarattığı riskleri yakından izledikleri paylaştı. Türkiye geçmişte ABD-İran gerilim dönemlerinde arabuluculuk rolü üstlendi; mevcut süreçte de benzer bir rolün gizli görüşmeler düzeyinde sürdüğü uluslararası kaynaklarca paylaşıldı.
Küresel enerji piyasaları üzerinde etki belirgin. Brent petrol fiyatı, gerilimin tırmandığı dönemde varil başına 82 dolardan 86 dolara yükseldi; sonra 83-85 dolar bandında dalgalı seyretti. Avrupa doğal gaz piyasasında TTF endeksi paralel yükseliş kaydetti. Antalya'daki turizm sektörü dahil küresel ekonomik aktivite, jet yakıt ve nakliye maliyetleri kanalı üzerinden bu gerilime dolaylı duyarlılık gösteriyor.
Kaynak: ABD Beyaz Saray basın brifing transkriptleri, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı açıklamaları ve uluslararası ajans haberleri kompilasyonu